
Jeopolitik Baskı Altında Euro: ABD ile Gerilim Pariteyi Nasıl Etkiliyor?
ABD ile Avrupa arasında Grönland üzerinden tırmanan diplomatik gerilim, küresel piyasalar açısından yeni bir belirsizlik alanı yaratırken, euro cephesinde beklenmedik bir dayanıklılık ortaya çıkardı. Avrupa ekonomisine yönelik büyüme endişeleri sürmesine rağmen, euro dolar karşısında destek buluyor.
ABD’nin sekiz Avrupa ülkesine yönelik yüzde 10’luk ek gümrük vergisi planını gündeme getirmesi, kısa süre sonra geri adım sinyalleriyle yumuşasa da, bu hamle piyasalarda kırılganlığın yeniden fiyatlandığını gösterdi. Yatırımcılar, sürecin yeniden sertleşme ihtimaline karşı pozisyonlarını dikkatle ayarlıyor.
Bank of America, EUR/USD paritesini “iki yönlü baskının kesişim noktası” olarak tanımlıyor. Bir yanda, transatlantik ilişkilerdeki gerilimin Avrupa büyümesini zayıflatma riski bulunuyor. Bu senaryo, klasik piyasa davranışında euro üzerinde baskı yaratır.
Diğer yanda ise Avrupa’nın ABD cari açığının finansmanında oynadığı merkezi rol öne çıkıyor. Bu bağlamda, artan küresel stres dönemlerinde doların değer kaybetmesi ihtimali güçleniyor. Son fiyat hareketleri, bu ikinci etkinin daha baskın hale geldiğini ortaya koyuyor.
Gerilim korkusunun yükseldiği günlerde ABD hisse senetlerinde geri çekilme yaşanırken, tahvil getirileri ve piyasa oynaklığı arttı. Buna karşın EUR/USD paritesinin yükselmesi dikkat çekti. BofA, bu hareketin önceki benzer dönemlere kıyasla daha sınırlı olduğunu ve bunun hem daha düşük şok algısını hem de müzakere beklentilerini yansıttığını belirtiyor.
Geçmiş dönemler incelendiğinde, Avrupa Birliği’ni hedef alan sürpriz tarife adımlarının ardından euronun çoğu zaman değer kazandığı görülüyor. Bank of America’ya göre, bu tür gelişmelerden sonraki haftada euro, trende göre ortalama yüzde 1 civarında daha iyi performans sergiliyor.
Banka ayrıca piyasa yapısındaki önemli bir değişime işaret ediyor: Yüksek ABD reel faizleri artık otomatik olarak doları güçlendirmiyor. Bu durum, euro-dolar dengesinde kalıcı bir kırılmaya işaret edebilir.
Olası tarifelerin yalnızca sekiz ülkeyle sınırlı kalması durumunda, ekonomik etkinin tüm AB’ye yayılmasının zor olduğu belirtiliyor. Hedefteki ülkeler, ABD ithalatının yaklaşık yüzde 11’ini oluştururken, ortak pazar yapısı ticaret akışlarının yeniden yönlendirilmesine imkân tanıyor.
Ancak asıl maliyetin, süregelen belirsizlikten kaynaklanacağı vurgulanıyor. Uzun vadeli bir güvensizlik ortamı, Avrupa yatırımlarını baskı altına alabilir.
Orta vadeli görünümde ise Avrupa’da mali harcamalara yönelik artan siyasi destek, euroyu destekleyen bir unsur olarak öne çıkıyor. ABD’nin yapay zekâ yatırımlarını sürdürmesiyle birlikte, küresel sermaye hareketlerinde yeni bir denge oluşabileceği değerlendiriliyor.
Uzmanlara göre, Avrupa Birliği’nin birlik içinde ve özellikle hizmet sektörünü önceleyen bir karşı strateji geliştirmesi, tansiyonun kontrollü kalması halinde euro için ek bir avantaj yaratabilir.






